Bir meselen yok mu senin?

 

           İfadesini öfke ya da nefret olarak okumamak için soluk almalıyım.

           Benim bir meselem yok mu? Piyon gibi hissediyorum kendimi; bir misyona ulanmış. Misyonum var mı benim, ki böylece ‘meseleme’ ulaşabilir, o mesele üzerinden edebiyat yapabilirim..? Onu ancak bu yolla memnun edebileceğimi biliyorum.

           Oysa ben, kalemi her elime aldığımda haksızlığa uğrayan bir kızın boynu kızarıyor. Kırgın, kocaman, kara gözlerinde inat. Çizgi gibi kapanan dudaklarında, vardığı ketum sonuç. Dimdik oturuşunda ulaşılmazlık beliriyor.

           Kalemi elime her aldığımda bir kulak yırtılıyor. Altını kara, taşı yeşil, eski moda bir küpe yuvarlanıyor sahanlığa.

           Kalemi elime her aldığımda üç sap gül kırılıyor boynundan, bir al karanfil fırlıyor merdiven sahanlığına. Yağmur yağıyor. Deniz küsüp, buz rengi suskulara seriyor çarşafını.

           Kalemi elime her aldığımda… Bir seçim yapıyorum; yangınlar, mayınlar, geçmişimi kaplayan yeşil sular, kazalar, tetikçiler, yanar döner ışıklar, çığlıklar, havuzlu siteler, beslemeler, kavun-rakı özlemi, güvercinler, karda gıcırdayan donmuş ayaklar, gazete yorganları, boyun bağlı maun masa dekorları, mini etekler, koynunda çocuğu kanayan amcasından sancılı kızlar, tıkız şiir, karanlık… ve çocukluğumun lunaparkları arasında. Bir seçim yapıyorum!

           Kalemi elime her aldığımda kumrular ötüyor. Beyaz sabun kokuyor İzmir. İstanbul, martı çığlığı! Bahçe sinemasında İhtiras Tramvayı oynuyor. Onun bir kült film olduğunu bilmediğim yaşlardayım. Beni, ninemin dizine yaslanmış olmak, herkes yanımda ve pür keyifken, gözü tam kapalı uykular uyumak ilgilendiriyor.

           Kalemi elime her aldığımda taze çekilmiş kahve tadı geliyor ağzıma. Arap olmakla büyümek arasındaki bir iç çelişkiden büyüklere inancımı tazeleyerek galip çıkacağım çocuk yıllarım düşüyor ucuna.

           Kalemi elime her aldığımda bir kırkayak çıkıyor babamın cebinden. Yüzü sararıyor. Annem kahramanı oluyor ikimizin.

           Kalemi elime her aldığımda bir Akçaağaç bahar müjdesi veriyor, pembe bulutlar gibi salkımlanıyor çiçekleri.

           Kalemi elime her aldığımda kolonya şişesinden fışkıran suyla ıhlamurlar altına bir kalp çiziyor biri, içinde ismimin baş harfi.

           Beriki; “Böyle yazar olunmaz” diyor. Herkesin onadığı geçmişini yüzüme vurarak. Kocaman kara gözlerim bir inat! Çizgi gibi kapanmış dudaklarımda, vardığım ketum sonuç. Susuyorum karşısında. Dimdik oturuşumda ‘ulaşılamaz’lık.

           Kalemi elime her aldığımda; su kayağından sıçrayan sularla sırılsıklamım. Ne sporcu ne de ben yüzüyoruz. Bu yapmakta olduğumuz başka bir şey.

           Kalemimin ucuna O düşüyor. Bir ‘mesele’m var benim.

 

 

Reyhan Yıldırım

j Anılardan

Reyhan Yıldırım