Reyhan Yıldırım
O an, sorgudan getirilen Şafak’ın cezaevi aracından indirildiği… O an, sorguya götürülen yeni grubun başka bir araca bindirilmek üzere yönlendirildiği… Çaresiz kalınan dış gerçekliği içinde üretmeyen iki sevgilinin, fiziksel acılardan şaşkınlıkla yenilendiği o an; süreğen işkencenin olası psikolojik etkilerini ortadan kaldıran, kontrolden kaçan saniyelerin genç bedenlerde sevinç gözeleri patlattığı… Baskıcı tutumun insanlık karşısında er geç açık vereceğinin fark edildiği an: Demek ki sistem çuvallayabilir!
Elbette hepsi bu değil.
Erendiz Atasü’nün sekizinci öykü kitabı, adını, kendi içindeki bir öyküden almış: Hayatın En Mutlu An’ı (Mayıs 2010, Everest Yayınları).
Hanımefendi İle Kocakarı, Üniformalı Adam, Fikir Ayrılığı, Bağışıklık Yetmezliğinde Ayrılık, Kabulleniş, Seni Sevmiyorum, kitapta yer alan diğer öyküler.
İnsanlık hallerine anlamak niyetiyle müdahil olan bilincin, ancak kendisiyle ve dünyayla hesaplaşarak var olacağına ilişkin bilgi, ‘Hayatın En Mutlu An’ı’ndaki hemen tüm öykülerde, yaşanan andaki kırıklıkları sağaltma çabasıyla kendilerinin ya da başkalarının geçmişlerine ait izlerle, sistemle hesaplaşmaya girişen mücadeleci öykü karakterleriyle dışa vurmuş kendini.
Yazar, birbirinden sancılı dönemlere ait kendi tanıklıklarını konu edinmiş.
Tarihsel olguların toplumsal sonuçlarını, bu toplumda göveren bireylerin seçeneklerini veya seçeneksizliklerini, genelde yapılan seçimleri ve ödenen bedelleri tartışmış.
Toplumsal, sınıfsal ve bireysel yaşamlarda kırık bir ezgi gibi biriken yaşanmışlıkların peşi sıra ‘kötü’lük, hırs, yaşlılık, zaman içinde değişen algı ve roller, sınıflar, sınıflar arasındaki sahte geçişlilikler, egemenler ve diğerleri, ‘öteki’ olarak kadınlar ve gerçeklikle çelişen güdümlü algılar üzerine düşündürmüş okurunu; edebiyat çevresindeki ilişkileri, edebiyatçı etiğini de es geçmeden.
Zamanın bizzat kendisidir diyebileceğimiz insanın belleğinde biriken anların; hem içindeki hem de dışındaki zamanın arasına sıkıştırdığı, onu kendi ‘an’larına yabancılaştırdığı durumların üzerine tutkuyla yazılmış bu öyküleriyle, ‘daha farklı’ düşündürmek istemiş okurunu.
Bilindiği gibi: Atasü’nün özellikle kadınlara, Türkiye ‘Sol’una ve Kemalist düşüncenin yirmi birinci yüzyıldaki alılmayıcılarına yönelen yazın çabası; birey olmakla merkezi ‘ben’ olan düşünceyi birbirine karıştıran günümüz insanının önüne, kendi perspektifini koyar. İş bu perspektiften, tanıklık ettiği geçmişi, şimdiyi ve olası geleceği, şahane bir Türkçeyle edebiyat belleğine yazar.
Okurla ilk buluşması 1981 yılında gerçekleşen yazar, en başından itibaren sorumlu – eleştirel sanatçı tutumu sergiler. Bu yüzden kendini ifade ettiği edebi türler romanla, öyküyle de sınırlı kalmaz. Eleştiri ve denemeler, edebiyatında yaslandığı diğer türler arasındadır.
Toplumsal yaşama ve edebiyata katkısını; yiten cumhuriyet değerleri, kadının toplumsal yaşamdaki bastırılmış konumu, kadınlara ve genel olarak topluma uygulanan belleksizleştirme, beklentisizleştirme, yalnızlaştırma girişimlerini konu seçmek yoluyla yapar ki Hayatın En Mutlu An’ı da hemen aynı izleklerde kurulan öykülerden oluşur.
Gerçeklikle kurduğu öznel ilişkinin belirlediği düşünce ve duygularına birinci derecede başvuran yazar, gerçekliğin değiştirilmesi gerektiğine inandığı yönleriyle mücadele için yazdıklarını işlevsel kılma çabasını, bu kitapta da sürdürmüş. Çalışma alanı olarak seçtiği dış dünyanın kişilerini çoğullaştırmış, farklı düşüncelere ve düşüncelerin tartışılabilirliğine zemin hazırlamış.
Geleneksel öyküleme yaklaşımını benimsemiş, Atasü. Genelde hakim (Tanrısal) anlatıcının kurgusal gerçekliğe çok yönlü bakabilen özgürleştirici gücünden yararlanmış.
Tarihsel arka planın çeşitli dönemlerini (dallanan öyküleri bir ana gövdeye bağlayarak) tüme varan bir kurgu tekniğiyle anlatmış.
Sosyoloji, psikoloji, felsefe, siyaset bilimleri… Düşünce, duygu ve yargıları tüm bu disiplinlerden beslenen öykü karakterleri, doğaldır ki, derin ve detaylı anlatımlarla açımlanıyor.
Erendiz Atasü, politik kimliğiyle bilinen, ideolojisini gizlemeyen, mücadele alanında çok yönlü yapıt veren, sadece bugünü değil yarını da dikkate alan değerli sanatçılarımızdan biridir. Eşitsizliğin, özellikle de cinsiyet eşitsizliğinin doğasını çözümlemeyi amaçlayan, bu anlamda verili hakları tehdit eden oluşumlara ışık tutacak olasılıklara yönlenen yaratım evreninde dolaşmaya devam ediyoruz.
Dil, Atasü Edebiyatının kesin olarak dikkat çeken, hayranlık uyandıran bir niteliğidir.
Dil her şekilde ideolojiktir ve kendini anlam üretme kaygısından koparamaz. Bir metni politikadan edebiyat yapıtına / sanata eviren en etkili öğe, o metnin dilidir. Ve bir sanat yapıtında dil slogan atmaz! Atasü, dilin bastırılan dişil özelliklerine karşı gösterdiği duyarlılık, kusursuz ve tamamlanmış Türkçe arayışıyla edebiyatın içindedir. Zaman zaman toplumca anlam yüklenmiş göstergelerin işaret etme kolaylığından yararlansa da sanatını, bireysel ve imgesel bir üst dille kurmuştur.
‘Hayatın En Mutlu An’ı’nı okumaya hazırlananlar, yazarın izlekleri üzerinde düşünmeye olduğu kadar bu güzel dilin tadına varmaya da hazır olmalıdırlar.
Paylaş