DOGVILLE (Reyhan Yıldırım – Serpil Kırel Atölyesi)

 

(Filmin öyküsü açısından çözümlenmesi)

 

Yönetmen: Lars Von Trier

 

Yönetmen Asistanları: Iben Snebang, Anders Barlebo, Caroline Sascha Cogez, Anders Refn, Chris Sanger

 

Senaryo: Lars Von Trier

 

Oyuncular:

Nicole Kidman - Grace Margaret Mulligan

Harriet Andersson - Gloria

Lauren Bacall – Ms. Ginger

Jean-Marc Barr – Büyük şapkalı adam

Paul Bettany - Tom Edison

Blair Brown - Mrs. Henson

James Caan – Büyük Adam

Patricia Clarkson - Vera

Jeremy Davies - Bill Henson

Ben Gazzara - Jack McKay

Philip Baker Hall - Tom Edison Sr.

Thom Hoffman - Gangster

Siobhan Fallon - Martha

John Hurt - Anlatıcı

Zeljko Ivanek - Ben

John Randolph Jones - Gangster

Udo Kier – Pardüsülü adam

Cleo King - Olivia

Miles Purinton - Jason

Bill Raymond - Mr. Henson

Chloë Sevigny - Liz Henson

Shauna Shim - June

Stellan Skarsgård - Chuck

Evelina Brinkemo - Athena

Anna Brobeck - Olympia

Tilde Lindgren - Pandora

Evelina Lundqvist - Diana

Helga Olofsson - Dahlia

Ulf Andersson - Figüran

Jan Coster - Figüran

Mattias Fredriksson - Figüran

Andreas Galle - Figüran

Barry Grant - Figüran

Laszlo Hago - Figüran

Niklas Henriksson - Figüran

Mikael Johansson - Figüran

Hans Karlsson - Figüran

Lee R. King - Figüran

Oskar Kirkbakk - Figüran

Ingvar Örner - Figüran

Erich Silva - Figüran

Kent Vikmo - Figüran

Eric Voge - Figüran

Ove Wolf - Figüran

 

Yapım yılı: 2003

 

Yapımcılar:

Gillian Berrie - co-producer

Bettina Brokemper - co-producer

Lene Børglum - co-executive producer

Jonas Frederiksen - line producer

Peter Garde - co-executive producer

Anja Grafers - co-producer

Peter Aalbæk Jensen - executive producer

Lars Jönsson - co-executive producer

Liisa Penttilä - co-producer

Marianne Slot - co-executive producer

Els Vandevorst - co-producer

Vibeke Windeløv - producer

 

 

Müzik: Antonio Vivaldi

 

 

ÜretimÜÜretim Tasarımı: Peter Grant

 

 

Set Dekorasyonu: Simone Grau

 

 

Kostüm Tasarımı: Marjatta Nissinen

 

 

Görsel Efektler: Peter Hjorth

 

 

Lirikler: David Bowie "Young Americans"

 

Devamlılık: Asa Frankenberg

 

Dialekt Çalıştırıcısı: Lee R. King

 

Ve diğerleri...

 

FİLMİN KONUSU:

 

Dogville, ABD’nin Colorado eyaletinde, Rocky Mountains bölgesinde bir kasabadır. Eski bir gümüş madeninin hemen yanına kurulmuştur. Uygarlığı kasabaya bağlayan yol, kasaba girişinde son bulur.

 

Kasaba bir çeşit çıkmaz olduğu için izole edilmiş gibidir. İşin tuhafı kasaba sakinleri bu durumdan memnundur ve hatta oy kullanmak için bile olsa, kasabayı terk etmek istemezler. Böylece, bu kapalı toplum hallerini korurlar.

 

Kasabada topu topu 8 ev vardır. Kendilerini sınayabilecekleri karmaşık durumlar yaşanmadığı için sosyal yapı alışılmadık biçimde dengelidir. Filmin başladığı noktada, bize iyi ve dürüst insanlar olarak tanıtılan kasabalıların böyle olmadıklarına inanmamız için bir neden bulamayız.

 

Yazar olan Tom’u rahatsız eden konu, filmin hemen başında paylaşılır izleyenlerle.  Tom, kasabalıların “kabul edebilecekleri bir şeye ihtiyaç duyduklarını kabul etme ihtiyacı” olduğu savıyla bir dizi ahlaki bilinçlenme toplantısı yapmaya hazırlanır. Geri kalan hemen herkesin emekçi olarak tanımlanabileceği kasabalılar için bu toplantılar ne gerekli, ne de anlamlıdır. Ancak, yine de toplantılara katılırlar.

 

Filmin tanıtım bölümünü takiben, “gangster”lerden kaçtığı belirtilen genç bir kadın, Grace, kasabaya gelir. Tom tarafından haklılığını kanıtlayabileceği önemli bir hediye olarak algılanır ve kullanılır. Kasabanın sosyal anlamdaki dengeleri bozulurken genç kadınla ilişkilerinin aynasında her sakin, kendi kişiliğinin karanlık yönüyle yüzyüze gelir. Buna Tom da dahildir.

 

Grace, kasabalılarca,  duruma göre artan bir bedel karşılığında saklanır. Aslında, kasaba halkı kapalılık durumunu korumak ister. Grace’in ödemesi gereken bedele karşılık sunabileceği hiçbir hizmete ihtiyaç duymadıklarını söylerler. Tom kasabalıları, ondan, “ihtiyaç duymadıkları, fakat istedikleri” şeyleri talep etmeleri konusunda esinler.

 

Filmin devamında yaşanan olaylar, kasaba sakinlerinin göreceli iyilik anlayışını tartışmaya açar.  Zaten Grace’i asıl kabul ediş nedenleri “aynada kendilerine baktıklarında ellerinden geleni yaptıklarını söyleyebilmeleridir”.

 

Kasabada yaşadıkları Grace’de de bir değişimi tetikler. Genç kadın nihayet, gerçek yaşama ait bir sahne oyununda esaslı bir rol kapmıştır. Grace, kasabada, idealize ettiği insan doğasının açmazları ile karşılaşır. Hoşgörü, kibir, bencillik, korkaklık vb. farklı insanlık durumları için yeniden değerlendirme yapmak, toplum adına hem savunmak, hem yargılamak yoluyla söz almak durumunda kalır. Bu süreç, Grace’in karşı cevapları için de -ahlaki bilinçlenme anlamında- farkındalığını yükseltecektir.  Kendini tanımak bakımından herkes gibi, Grace için de görev tamamlanır.

 

Grace’in gizi filmdeki en dramatik öğelerden biridir. Grace ne bir suçlu, ne de zayıf bir kişiliktir. Tam tersine kasabalılara etik olmayan davranışlarının bedelini, gerekirse hiç de etik olmayan bir mantığa dayandırarak ödetebilecek kadar güçlüdür. Nitekim filmin sonunda kasaba haritadan silinir.

 

FİLMİN ÇÖZÜMLENMESİ:

 

Filmin Jeneriğinin Çözümlenmesi:

 

Filmin jeneriği yok. Tek sahne ve 5 saniye. Filmin 1 giriş 9 ayrı bölümden oluştuğunu söylüyor ve giriş bölümü hemen başlıyor. Söyleyecek sözüm var yaklaşımı. Bu film DOGME içinde yer alan Trier’in İyiliği tartıştığı üçleme “Breaking the waves”, “DOGME-İdiots”, “Dancer in the Dark” adlı üçlemesinin devamı olmamakla birlikte yine iyilik kavramını ve durum ve insanlara bağlı olarak bu kavramın göreceli değişimini tartışıyor. Yönetmenin Filmografisini takip edenler için ne girişi, ne de filmin bütünü yabancı değil. Ses, ışık, mekan vb. effectleri özgür bir biçimde kullanıp özellikle konuya odaklanma huyu biliniyor.

 

Filmin Teması:

 

İnsanlar kibirli ve fırsat doğduğunda acımasızdır. Kişiliklerinin bu karanlık yüzleriyle karşılaşmaları için gerçek bir sınav ortamı yaratacak dış etkilere / onları tehdit eden direk çatışmalara ihtiyaç duyulur. Kişilerin ahlaki sağlamlığı konusunda ancak bu koşullarda bilgi edinilebilir. Kimse hakkında bundan önce doğru –yaklaşık- bir yargıya varmak mümkün değildir.

 

Bence alt başlıklar var ve şu şekilde açımlanabilir (Belki de bunlar yukardaki önermeyi doğrulayan sonuçlardır);

 

-         Acıdığın insanları yargılayamassın. (Filmde geçiyor, kibre gönderme)

-         Affedebilirsin ama bu görmezden gelmek değildir. Her insanın eylemlerinden sorumlu tutulması şarttır.

-         Suçlu hissettirilmediğimiz sürece suça izin vermekte sakınca görmediğimiz durumlar vardır. Bu insanların genelinde  gözlenen bir iki yüzlülüktür. Ancak uygun koşullar ortaya çıktığında kendini ele verir.

 

Filmin Türü / Tonu:  Drama,  Psikolojik.

 

Filmde Zaman Öğesi: Doğrusal bir zaman akışı var. Geri dönüşler vs. yaşanmıyor.  Neden-sonuç ilişkisi gözetilmiş, film bu anlamda öykülerle desteklenmiş.

 

Filmin Öyküsünün İçinde Geçtiği Zaman Dilimi:

Film 1930 larda geçiyor. Öykünün başlangıç ve bitişi arasında geçen öykü zamanı yaklaşık 9 ay. Film erken baharda başlayıp kış mevsiminde son buluyor.

 

Filmin Karakterleri ve Yan Karakterleri:

 

Ana karakterler: Tom, Grace, Chuck, Jason, Vera, Jack McKay.

 

Yan karakterler: Ms. Ginger, Henson’lar, Gloria, Olivia, June, Tom’un babası, Ben, Martha

 

Filmin ana karakterleri nasıl tanımlanabilir? Farkındalıkları nisbeten yüksek. Kendi iç hesaplaşmaları var.  Daha lider ruhlular, tavır koyabiliyorlar. En azından zorlandıklarında kendilerine ve karşılarındakine dürüst olabiliyorlar. Değişim içinde oldukları söylenebilir.

 

Filmin yan karakterlerinin filmin dokusuna nasıl bir yardımları / katkıları olmuştur? Örnekleyebilir miyiz?

Ana kahramanları öne çıkarırlar. Ana kahramanların eylem ve kişiliklerini tamamlarlar. Karekter tanımlamalarında detaylı yazdığım, filmin sosyo-politik zeminini oluşturan yap-boz parçalarıdırlar. Resmin bütününü onlar sayesinde görürüz. Bunun sadece bir insanlık durumu analizi olmadığını (bireylere ait), bir ülkenin masaya yatırıldığını (bir topluma ait, belki de bir ideolojiye - kapitalizm) farketmemizi sağlarlar. Bu arada gerilim öğeleri olarak da davranırlar. Örnekler de karakter açıklamalarında.

 

Filmdeki karakterlerin birbiriyle ilişkileri gözden geçirildiğinde ; Kimin kimle nasıl bir ilişkisi vardır? Kim kimle çatışıyor niye? Karekter yorumlarına bakınız.

 

Ana Karakterin Amacı Nedir?  Bireysel olarak kendini bulmak. Bir anlamı olduğunu kendine kanıtlamak. Filmin diyaloglarında, kasabadaki çürüme kendini açık etmeden az önce geçen bir diyalogda Grace, “Kasabada yaşadıklarımı kimse elimden alamaz. İz bıraktım, onlara değişim getirdim, ilk kez hayatımda kendimle gurur duyacağım şeyler yaptım..” diyordu. Daha doğrusu böyle dediğini bize anlatıcı bildiriyordu. Bu geçici bir doğru olmasına rağmen Grace’in motivasyonlarından en azından bir kısmı için bilgileniyorduk.

 

Filmin genelinde ise, tanımlanan  toplumun her yönü için ayna olmak, ya da bir tetikleyici görevi üstlenmek için yaratılmış Grace. Acaba bir çeşit turnusol kağıdı işlevi üstlendiği de söylenebilir mi? Görünmeyen ama var olanı göz önüne sermek... Filmin temasını oluşturan iddiaları doğrulayan durumları açığa çıkarmak...

Tersi de doğru. Filmdeki herkes henüz genç ve gerçeklerden uzak olan bir insanın kendi içindeki karanlığa dalıp dönüşümünü tamamlaması için varlar. Grace’in bir amacı da bu, kendini yetişkinliği için yaratmak.

 

Onu Bu Amaca Ulaşmada Geciktiren / Engelleyenler Nedenler?  Bence yok. Film tıkır tıkır işleyerek amaçı gerçekliyor. Sanırım klasik bir film olmadığı için. Çatışmalar  kastediliyorsa çeşitli başlıklar altında değindim.

 

Görünüş Sırasına Göre Karakterler:

 

Film; 1 tanıtım, 9 bölümden oluşuyor. Tanıtım bölümünde kasaba ve belli başlı kasaba sakinleri ile ana karakterlerden Tom tanıtılıyor. Giriş sırasına göre kahramanlar şunlar;

 

§         Tanıtım Bölümü: Tom Edison, Tom Edison Sr., Olivia, Vera’nın çocukları, Köpek Musa, Chuck, Jason, Martha, Bill Henson, Liz, Bn. Henson, Grace, Gangsterler

 

§         1.Bölüm (Misyon Evindeki Toplantı) : Bn.Ginger, Ben, Martha, June, Jack McKay, Gloria.

 

§         Son Bölüm: Grace’in babası

 

Filmin Karakterlerinin Ana Özellikleri:

 

Grace Margaret Mulligan Grace kendini arayan, ideal bir dünya inancına sahip, inandıkları için fedakarlığı göze alan, uzlaşmadan yana, bu yüzden de biraz savunmasız bir karekter.

 

Ancak, gerçekçi olmaktan uzak. Hatta, giderek egosunun güçlü olduğunu, bu yüzden kendi doğrularına sırt çevirebildiğini görüyoruz. Filmin sonunda aslında oldukça edilgen bir kimlik olduğuna, etkiye açık, hatta diğerleri kadar göreceli bir iyilik algısına sahip biri olduğuna karar veriyoruz. Mazlum rolü oynayan, bir süre için proletermiş gibi davranan bir burjuva...

 

Aslında koşulların her an lehine dönebileceğini bilen tek kişi ve belki de tüm karekterler içinde en iki yüzlü olan o. Olumlu bakış açısı ile de iyi olmak için direnen bir kahraman giyisisi hediye edebiliriz Grace’e. Ben okumamda, Trier tarafından hem bireysel, hem de toplumsal anlamda bir yergi yapıldığına odaklandığım için, bu giyisiyi vermeyeceğim kendisine.

 

Grace,

 

gösteriyor.

 

Bence, Grace’in kimliğinde ayrıca Amerika’nın bir yüzü çıkıyor ortaya; çoğunluğun yararına bir grubu feda etmeyi etik bulma, feda işini de haklı ve hatta insanlık onuruna yakışır olarak algılama... Sanırım güdümlenmiş sıradan Amerika’lının yergisi için yaratılmış bir kahraman... Özellikle hep verdiği halde kıymeti anlaşılamama durumu falan bunu destekliyor. Amerikan ulusal kibrinin kişileşmiş hali. Bu tanımla da Grace’in görevi tamamlanıyor filmde.

 

Gloria  ve Ms. Ginger -  Bu kadınlar, kasabadaki tek dükkana sahipler. Biblolar vs. bir anlamda lüks tüketim ürünleri satıyorlar. Kimse kasabadan ayrılamadığı için bu avantajı da kullanıyorlar; son derece pahalı bir dükkan.

 

Kapitalist sistemi de modelliyor. İnsanlar (filmde Grace) ihtiyacı olmayan şeyleri almak için özendiriliyor. Bu yüzden para ile ilişkileri araçtan amaca evriliyor. Hatta kişiliklerinden beklenmeyen bir şekilde, uygunsuz davranışlara tepkisiz kalıyor, sisteme boyun eğiyorlar.

 

Bu dükkan Grace’in tepkisizliğinin tek nedeni değil tabi ki. Dükkan, sistemin olmazsa olmaz kıldığı ihtiyaçlarına eşlik eden, ilave gereksinimler için bir kaynak. Ginger’ın sattığı biblolar Grace’in hem sahip olma ihtiyacını tatmin ediyor, ona bir kimlik yaratıyor, hem de aidiyet gereksinimine hizmet ediyor. Kasabaya ait şeyler Grace’i kasabanın / bir grubun parçası yapıyor. 

 

Biblolar kırıldıkça boşa üzülmüyor Grace.. 7 biblo, kasabada Tom’un evi dışında dışlandığı yedi ev... 8. ev kale... 8. biblo, Tom’un yalanıyla kırılacak olan Grace’in kalbi yani Grace. Zaten bu yüzden Tom’u bizzat kendi vuruyor. Kendini de vuruyor. (Vaz geçiş var mı içinde?)

 

Tom Edison  Bir çeşit filazof, kendi deyişiyle gözlemci, kasabalılara göre tembelin teki. Görece aydın. Ancak kasabada süregiden “yaşamak oyunu”nu ayırt edemiyor.

 

Kendi kendine toplumsal sorumluluklar üstleniyor; adeta sömürgeci Amerika’lıların okyonusa ve giderek kıtalara dağılan misyonerlerinden biri... Tüm toplumları, lokasyonlarını, tarihlerini ve tüm diğer kültürel karekteristiklerini hiçe sayarak tek kalıbın içine zorluyor.

 

Gerçekten, olduğunu söylediği kişiyi destekleyen bir üretimi yok. İçinde yaşadığı topluma da yabancı aslında. Oldukça kibirli. Bu yüzden sağduyusu hasarlı.

 

Grace ile karşı cins anlamında yeni bir egemenlik duygusu açığa çıkıyor Tom’da. Bu anlamda da deneyimsiz ve kibirli; en kötüsü iyicil, temiz ama sahte tavrıyla eni konu zararlı...

 

Kendince bir adalet duygusu var; Grace daha ilk geldiğinde zayıflığını açıkladı, biz de açık olmalıyız... şeklinde deyişleri var. Grace’e kendini sevdirirse kasabada kalabileceğini dikte etme, Grace’in ödeyeceği bedeli saptama, hatta Gace’in yaşamının devamı için gereken paranın miktarını bir çeşit adalet duygusu ile belirleme... Konu başkaları olduğu sürece bir çeşit ihsan gibi, kibirle ve kendince, koruyor diğerlerinin haklarını. “Onları anlıyorum, onlara anlam verebiliyorum.” Belki Narsist. Belki bir mesih olma arzusunda. Ama bu güçlü hali kendi tehdit edildiğinde korkaklığa ve zayıflığa dönüşüyor. Adalet anlayışı durum kendi aleyhine döndüğünde çöküyor.

 

Aslında uğraştığımız iki kasaba var; gerçek olan ve Tom’un kafasında yarattığı... Tom’un kendini kandırması yüzünden zaman kaybediyoruz (bildiğimiz insan doğası ile buluşmak anlamında).

 

Tom Edison Sr. – Doktor. Emekli. Hastalık hastası. Hergün basit koordinasyon testleri yapıyor.

 

Politik. Toplumsal duyarlılığı zayıf. Haberleri dinlemek işine gelmiyor. Kasabadaki tek radyo onun evinde.

 

Anlayışlı büyük insan rolünü seviyor. June ve Olivia onun bu değerli hoşgörüsü ve anlayışı yüzünden bir eve sahipler.

 

Oğlunun statüsünü korumak için taktikler geliştirebiliyor. Onun yanlışlarını örtbas ediyor. Tom’un mükemmelliğine kendini inandırmış durumda. Tom’u da bu yaklaşımı ile eziyor. Öyle ki oğlunun zayıf yönlerinden bire bir sorumlu. Hatta oğlunu yalana bile zorunlu bırakıyor.

 

Kendi sırça kulesinde yaşamakta olan ve tüm gerçek sorunları duymayı ve üzerinde düşünmeyi reddeden, nispeten varlıklı, “ileri gelen” insan tiplemesi.

 

Buna rağmen Grace bir anlamda vicdanı. Kadının acımasız olup ona birşeyi olmadığını söylemesini bekleyerek kullanıyor Grace’in onla geçen zamanını.

 

VeraHayalleri ile yaşama biçemi birbirine uymayan bir insan modeli. Vera 6 çocuk annesi. Eşi Chuck bir rençber. Vera ise arzularını bastırmak zorunda kalmış. Filmde çocuklarının bakımını Grace’e bırakarak bir konferansa (Advanced Thought semineri) gidişi konu ediliyor.

 

Vera nisbeten eğitimli, modern düşünceli, mesela çocuklarını dövmekten kaçınıyor... Ama bir anlamda da iki yüzlü. O nedenle yetişdirdiği çocuklar çıkarcı, şımarık, yalancı, hatta küçük oğlan Jason Grace’i ustaca tehdit edecek kadar ileri gidebilen küçük bir şeytan.

 

Tüm kız çocuklarının adları, aslında özlemekte olduğu statüye gönderme. Mitolojinin güçlü kadın karekterlerinin isimlerini veriyor onlara. Olamadığı kişi olmaları umuduyla. Buna rağmen son derece sıradan bir insan.  Kültürlü ve ağırbaşlı hali egosu ilk sarsıntıya uğradığında ortadan kalkıyor. Ona üstünlüğü yaşatacak olan Grace rakibe dönüştüğünde son derece acımasız ve yıkıcı bir Vera çıkıyor ortaya.

 

Jack McKay – Son derece korkak bir adam. Zayıflığını ele vermemek için kendini yaşamdan alıkoyuyor. Aslında kör ama bunu saklamak için kendince numaralar yapıyor.

 

Topluluğun en önemli kararlarına dahi katılmadığı halde  kararların en azından faydalı yanından payını almaktan kaçınmıyor.

 

Grace onun için bir anlamda ayna oluyor. Grace ona kimsenin cesaret edemediğini, kör olduğunu söylüyor. Jack bu yüzleşmeye karşılık olarak içinde kin ve öfkeyi büyütüyor.  Grace, “insanları zayıflıkları yüzünden savunmasız bırakırsan – amacın ne olursa olsun- düşmanlıklarını kazanırsın, zayıf kendini aklayacak araçları bulma iç güdüsü geliştirir” dersini alıyor.

 

Ancak McKay’e kabul etmek iyi de geliyor; Beni bir körüm, az görmüyorum, miyop da değilim. Şimdi hemen gidin. Jack açısından faydalı dönüşüm yeniden toplumsal hayata katılabilmesi şeklinde oluyor.

 

Kahramanın körlüğü gerçeklere gözünü kapaması, korkaklığı belki de derin umutsuzluğu temsil ediyor aslında. İnançlarından vaz geçmiş biri. Belki o da arafta. Ne ölü, ne de yaşıyor.

 

Bill Henson – Mühendis. Yeterince zeki biri değil, çünkü zekasını geliştirmek için bir çabası da yok. Renksiz ve zayıf biri.

 

Tom’un onu damada yenmesini doğallıkla kabul ediyor. Muhtemelen kararsız biri. Kendi kararlarını veremiyor, çünkü sonuçlarına katlanamayacağını biliyor. Ancak Grace onun yanında oturup hamlelere yardım ettiğinde o da damada Tom’a rakip olma cesaretini topluyor. Bu sayede hatalarından sorumlu tutacağı kendi dışında biri var. Kaybederse kaybeden o olmayacak, Grace yüzünden...

 

Hayatını başkalarına yaslanarak geçiren insan tiplemesi. İronik olan Grace’den aldığı gücü ona karşı kullanıyor. Onun tutsaklığını kesin kılan parangayı o tasarlıyor ve yapıyor.

 

MarthaMartha kurumları ya da devleti temsil ediyor. Alt kademelerdeki şahsi görüşleri olmayan (ya da bunu bastıran), sorumluluk almayan, rutin işlere bayılan, insiyatif kullanmaktan son derece korkan karekterleri temsil ediyor. Filmde, çan çalma düzenini bozmaktaki tereddütünden ve orgu eskimesin diye pedallarını kullanmaksızın aleti hakkını vermeden kullanmaya çalışmasından anlıyoruz. Yeni rahip gelene kadar iğreti ve isteksiz bir şekilde, salt görevi olduğu için işini sürdürüyor. Sistemden ödü patlıyor (Sabuna suya dokunma! ya da sana dokunmayan yılan bin yaşasın!), iki yüzlü. Grace pedalları kendi kullanmayı teklif ettiğinde “kendisini suçlu hissetmesi gerekmeyeceği için” bu yardımı kabul ediyor.

 

Grace’in kaderini belirleyecek son toplantıya doğru zaman geçerken, Vera’nın yanında, onun kin ve öfkesine eşlik ediyor. Çünkü Martha çoğunluğun yanında durmayı erdem bilen, kafasını da ötesine zorlamayı beceremeyen popüler kültürden biri aynı zamanda.

 

Mrs. Henson & Mr. Henson & Liz Henson – Henson’lar sıradan bir aileler. Ellerindeki kaba camın kenarlarını yuvarlayarak onun daha kaliteli görünmesine çabalıyorlar.  Emekçiler. Ama daha çok işine bakan türden, düz mantık tipler.

 

Bununla birlikte Liz orta sınıf, görece akıllı, cesaretli, toplumla gerektiğinde karşı karşıya kalmayı göze alabilecek bir karekter. Daha genç bir kadın olması, güzel olması, farklı olma durumunu ailesi içinde bile deneyimleyip yürekli davranmayı öğrenmesi renkli kılıyor onu.

 

Onu Grace’le karşı karşıya bırakan çıkar çatışması. Grace’in varlığı Liz’in Tom ile olan ilişkisine zarar veriyor. Ayrıca kabullendiği ama zayıflıklarının da farkında olduğu dünyasının karışması onda tehlikeli arayışlar için zamansız arzular uyandırabilir ki bu durumu seçmiyor. Liz seçimler yapabilen biri.

 

Ben – Yalnız bir adam. Taşımacılık yapıyor. Bir garajda yaşıyor. Onun varlığını betimleyen nesne kamyonu ve adeta bir uzvu bu kamyon. Şehre her hafta cam taşıyor, ayda bir de elma. Her ay bir kez şehirde bir fahişe ile karşılıyor cinsel ihtiyacını.

 

Hayattan beklentileri olmayan biri. Ancak eline fırsat geçtiğinde iki yüzlülüğü çıkıyor ortaya. Grace’den para alarak onu kasaba dışına çıkarıyor. Kötü olan böyle bir kaçış ihtimalinin bir gece öncesinden misyon evinde konuşulmuş olması. Taşıdığı yük riskli diye Grace’e ekstra bedel ödetiyor, bedeniyle. Üstelik parasını da alıyor. Bütün bunlar kurmaca, hepsinden sonra da kızı alıp kasabaya geri getiriyor ve onun en ağır tutsaklık sürecinin başlamasına olanak tanıyor.

 

Ben küçük insan. Zavallı. Sığ. İnsanı şaşırtacak kadar iki yüzlü. “Değer” anlamında sahip olduğu hiçbir şey yok. Kaybedeceği bir şey yok. Kazanma niyeti, umudu da yok.

 

Olivia & June – Kendilerine tanınan hakları kullanmayı düşünemiyen, aslında kendilerine bir şeyler sağlanması, azla yetinme vb. içgüdülerini nerdeyse genlerinde taşıyan ezik insanlar...

 

June’nun sakatlığı Grace’i, kendi zaten temizlikçi, başkalarına hizmet veren bir insan olan Olivia’nın evine sokabilmek için. June hiç konuşmuyor.

 

Olivia ise hala Edison’ların kölesi. Öz saygısı hasarlı, özgürlük durumuyla baş edemiyen biri. Tarihe bakılacak olursa 1930’larda son derece doğal geliyor bu zenci kadının hali bana. Fırsatlar onun için bir şey ifade etmiyor.  Kaybeden rolü hücrelerine işlemiş. En önemli çıkarım; bu hal işine de geliyor.

 

Jason – Vera’nın küçük oğlu. Kafası karışık. Yalın kat, mutsuz ve umutsuz bir baba ve potansiyeli olduğu halde vasat olan, sinirli bir anne arasında normal bir gelişme bu. İki yüzlü bir çocuk, fırsatçı da. Uyanık. Büyüklerin zayıf yönlerini çözmüş, üstelik kullanıyor. Arsız. Yeni neslin tehditkar yönlerini temsil ediyor.

 

Yine de çocuk. Büyüklerin fikrinin henüz oluşmadığı dönemde çocuk gibi yaklaşıyor Grace’e. Köpeğe kemiğin etlisinden veriyor. Buna rağmen acımasız. Mutsuz ve umutsuz bir toprak adamı olmaya doğru yol alıyor.

 

Athena, Olympia, Pandora, Diana, Dahlia – Vera’nın kişiliğini besleyen karekterler. Filmde önemli bir tanımları yok. Usulca gelişen genç kızlar ve kız çocuklar.

 

Chuck – Vera’nın kocası, Jason’ın babası. Elma bahçeleri var. Çiftçi. Proleter. Chuck bütün filmde “devil” rolü oynuyor.

 

En sağlıklı saptamaları yapan o. Grace’in en iyi gününde bile yaklaşan kötü günlere, kasabanın iki yüzlülüğüne göndermeler yapıyor. Örneğin: Kandırma oyunu... Dogville seni hala kandıramadı mı? İçten dışa çürümüş bu kasaba. Çekicilik yok...

 

Duygusal değil. Gerçekçi. Öfkeli biri. Tom’un saçmaladığını düşünüyor.

 

Doğum kontrol mantığı yok, kendi zevki ağır basıyor. Acımasız. Asıl önemli şeyler başka diye düşünüyor. Kibar, kollayıcı, kayırıcı bir doğası yok. Sadece it gibi çalışıp kazanıyor, fırsatı varsa nesneleri kullanıyor. Kadın onun için bir nesne. Grace’den cinsel olarak ilk faydalanan da o.

 

Grace hakkında en son oy veren o. Karasızlık... Belli ki bir iç savaş da yaşıyor. Aslında analizleri hep doğru. Chuck’dan bir diğer monolog şöyle; Dogville bir şehirde hayal ettiğin her şeye sahip... İnsanlar her yerde aynı, aç gözlüler... Fark şurda, küçük kasabalarda daha başarısızlar...

 

Galiba öz eleştiri de yapıyor. Ama öyküde, buna  rağmen tüm katılımı olumsuz. Bunu onun inancını yitirmişliğine bağlıyorum. Sanırım sadece bugüne ve var olana bakarak yaşamayı sınıfının özelliği olarak deneyimliyor.

 

Filmin Çatışması: Grace’in varlığı, ayrıca kasabalının hayatında oluş biçimi. Yani durum. Kasabanın izole hali ile dışarıdan gelenin aynı zamanda kendi sorunlarını da kasabaya getirişi. Sonra çıkarların çatışması, yaşamı algılayış farklarının, karekterlerin temsil ettiği sınıfsal özelliklerin, en önemlisi insanın kendiyle çatışması, cinslerin çatışması. Hepsinin de üstündeki başlık ahlaki çatışma.

 

Dengenin Bozuluşu: Grace’in kasabaya gelişi. Film boyunca kasaba da birkaç kez yeniden kurulur gibi oluyor denge durumu. Yukarıdaki çatışma konuları yüzünden denge yeniden bozuluyor ve film ileri hamlelerle bizi sona doğru sürüklüyor. Bu sıçrama noktaları –en kaba anlamda- gangsterler ve polisin 3-4 kez kasabaya gelişi ile belirleniyor. 

 

Filmin Sonu: Açık bir son. Film biterken bir dizi yeni ahlaki soruyu kucağımıza bırakıyor.

 

 

Benim kişisel cevabım hepsine hayır. Yine çok kibirli, egosantrik, kaba bir karar verildi. Ucuz oldu, kolay oldu Grace’in tavrı.  Yönetmen çok başarılı, Grace’in kasabadakilerden hiçbir farkı olmadığını anlayacağı yeni bir serüven için böylece kapıları açtı. Dönüşüm sürecek. Bize de istediği şeyi düşündürttü.

 

Filmde Kullanılan Mekanlar:

 

Mekan seçiminin öyküye kattıkları hakkında ne düşünüyorsunuz?

 

Filmde tek bir mekan var. İki boyutlu bir kasaba. Dahice. Böylece tüm diğer detaylardan arınıp sadece insanlık durumlarına konsantre olabiliyoruz. İnsanlar sadece meslekleri ve gelişen olaylara verdikleri tepkileri ile yalınkat önümüze bırakılıyorlar.

 

Kasaba içinde, insanlara -hem birey hem toplum olarak- ilişkin özellikleri, tepkileri, alışkanlıkları belirleyen kritik bölgeler yok değil; misyon evi, yaşlı kadının bankı, musanın yeri, çalılar, Elm caddesi...

 

Bence bu yaratıcı fikir harika olmuş. Yol açtığı tartışmalardaki olumsuz fikirlerin hiç birine katılmıyorum. Üstelik bu sayede bu küçük kasabanın bütün olarak resmi çekilebiliyor. Ayrıca iki boyutluluk, insanlık için yönetmenin fazla karışık olmayan, aslında bilinirliği yüksek tanımlar yapılabileceğine ilişkin iddiasını da geçiriyor bize (?).

 

Filmin Öyküsü İçinde Nasıl Bilgileniyoruz?

 

Karakterler ve olaylar ile ilgili bilgileri nasıl ediniyoruz? Ne zaman, nerede ve nasıl öğreniyoruz?

 

Büyük bir kısım bilgi giriş bölümünde anlatıcı tarafından veriliyor. Sonra olay örgüsü içinde ilk aldığımız bilgiler geliştiriliyor, zenginleşiyor, akışa bağlı olarak değişime uğruyor. Önceki yazdıklarımda örnekleri görülebilir.

 

Filmdeki Neden-Sonuç İlişkisi:

 

Grace’in kasabaya ilk gelişi hariç gelme nedeni de dahil olmak üzere gerçekçi bir neden sonuç ilişkisi var. Gangsterlerden kaçtığı için Grace kasabaya geliyor. Kasaba çok devinimsiz olduğu için Grace’in gelişi dengeleri sarsıyor. Tom seminerler için bir araca gereksindiğinden Grace’i kullanıyor. Kasabalı risk gördüğü için ve kendilerini sevmek için Grace’i kabul ediyor ama bedel ödemesini istiyor.... vs.

 

Sahnelerden örnekler:

 

Son Sahne: Kasaba gergin bir bekleyiştedir. Herkes ana yola yönelmiştir. Kasabaya yeniden bir araba gelir. Grace getirilir. Kasabanın beklentisinin aksine Grace arabaya özenle bindirilir (hatta kendi biner). Babası olduğunu anladığımız adam ve kız konuşurlar. Adam kızın artık onu haklı bulmaya başlamasını beklemektedir. Grace adamın güç ve sorumluluk teklifine rağmen önce direnir. Bu arada silahlı adamlar kasabayı hareketsiz bırakmıştır. Grace son bir şans için arabadan iner ama Tom’un iki yüzlü tavrı ile kendine gelir ve kasabanın yok olma emrini verir. Arabada yaptığı anlaşma uyarınca babasından güç ve sorumluluk almıştır. İnsanlar onun emriyle vurulur, evler yakılır. Bütün bunlar olurken Grace yine de kendinden kaçmak istemez, arabanın pencereleri açılır ve Grace herşeyi görür. Sona kalan Tom’un iletişim hamlesine karşılık babasının silahını alır ve Tom’u bizzat kendi öldürür. Tam hareket edeceklerken Musa’nın havlaması duyulur. Grace arabadan inip köpeğin yanına gider ama onu öldürtmez. Alevleri görenler köpeği de kollayacaklardır. Grace arabaya döner ve babasıyla birlikte uzaklaşır.

 

Işık hafifçe kararır. Yanan evlerin alevleri belli belirsiz yüzlerine yansır.  En son sahnede köpek Musa bir çizgi temsiliyetden canlı köpeğe dönüşür ve sonra kaybolur. Ses bolca korku sesi, tabanca patlaması ve elbette sonradan gelen köpek havlamasıdır.

 

Sahnenin ilettiği duygu (görsel olarak ve sözlü olarak)

 

Hayal kırıklığı:

 

 

Kıstırılmışlık duygusu:

 

 

Özetle: Hayal kırıklığı, yenilgi, yalnızlık, varlığı için anlamsızlık duygusu pekişiyor kahramanda.

 

Sahnenin ilettiği bilgi (görsel olarak ve sözlü olarak)

 

Grace bir gangsterin kızıymış. O da sandığımdan daha iki yüzlü davranmış. Grace de acımasız. O da yenildi.

 

Kasabalı hele Tom çok zayıf karekterli imiş. Sahici tehdit her birini çözdü, en çok ve özellikle de Tom’u.

 

Grace de kendi açısından zararlı olmayacağı korudu, köpek Musa’yı.

 

Sahnenin zamanı: Göstericim izin vermediği için dakika saptayamadım. En son sahne. Karmaşık olmayacaktır.

 

NOT: Çok çok teşekkür ediyorum, bence hem dersleriniz, hem de yaptırdığınız tüm bu çalışmalar inanılmaz faydalıydı. Daha önemlisi tarzınız, iyi niyetiniz ve başarılı sunumunuzdu. Saygı ve sevgilerimi iletiyorum. (Aylin hanım için de geçerli bu yazdıklarım. İyi niyetli, ciddi ve keyifli katılımı için teşekkürlerimi iletin lütfen.)